
ÖNSÖZ/Nezih DANYAL/Karikatürcü
‘Yaşamak her çocuğun temel hakkıdır ve herkesin
ilk görevi çocukların yaşamını korumaktır.’ böyle diyor Çocuk Hakları
Bildirgesi.
Oysa, bu günlerde basın, yayın organlarında
yayımlanan haberlere bakarsak ‘Bakımsızlıktan ve dövülerek öldürülen çocuk
sayısında artış yaşanıyor, cinsel tacizler bebek yaştaki çocuklara kadar indi.’
‘BM’in raporuna göre dünyanın durumu ürkütücü,
açlık ve yoksulluk yaşanan bölgelerde savaşın yaratığ ağır tahribat sonucu her
saat 1.200 çocuk ölüyor.’
‘BM Beslenme Komitesi, son yıllarda açlığa karşı
mücadelede önemli bir gelişme sağlanmasına rağmen, açıklanan rakamlara göre 5
yaşın altında dünya genelindeki zayıf bünyeli çocuk sayısı 126.5 milyon.’
‘İngiliz yardım kuruluşu Oxfam, zengin ülkelerin
söz verdikleri yardımları yapmaması yüzünden önümüzdeki 10 yılda 45 milyon
çocuğun öleceğini açıkladı.’
‘BM Çocuk Fonu UNICEF, hazırladığı son rapora göre
“Dünyada 200 milyon çocuk istismar ediliyor” rapora göre, dünyadaki her 12
çocuktan biri acımasız koşullarda köle olarak, asker olarak ya da seks işçisi
olarak çalıştırılıyor.’
‘ABD’de bulunan Save the Children’ın raporuna
göre, yaklaşık 30 ülkede çocuklar şiddete ya da savaşlara dahil ediliyor, dünya
genelinde 43 milyon çocuk ülkelerindeki savaşlar yüzünden okula gidemiyor.’
Gazetelerde yeralan bu haberlerden yaptığımız
alıntılara bakılırsa çocuklar açlık, şiddet, taciz ve en kötüsü ölüm tehdidi
altında yaşıyorlar. Ülkemizde ve Dünya çoçuklarının haksız yere yaşadıkları bu
çarpıklıkları gördükten sonra karikatürcülerin bu konuyu dikkate alması ve
kamuoyunun dikkatini çekmesi gerekliydi.
Karikatür Vakfı koordinasyonunda Gündem Çocuk
Derneği ve FECO İngiltere ile ortak oluşturulan, büyük ölçüde Avrupa Komisyonu
Türkiye Delegasyonu tarafından desteklenen
Karikatür ve Çocuk Hakları Etkinliği’ni başlattık.
Çocuk hakları kültürünün tüm toplumda karikatür
sanatı aracılığıyla benimsenmesine ve çocuk hakları konusunda farklı bakış
açılarıyla, bilinç, duyarlılığın geliştirilmesi amacıyla yürütülen
etkinlik Mayıs ayında Türk ve İngiliz karikatürcülerin katılımıyla yapılan
Karikatür ve Çocuk Hakları atölye çalışmalarıyla başladı. Etkinlik, atölye
çalışmalarında çizilen karikatürlerden
oluşan serginin Ankara ve Londra’da sergilenmesiyle sürdü. Elinizdeki
kitap elde edilen bilgi ve verilerin konuşulup, tartışıldığı Karikatür ve Çocuk Hakları konulu panele
sunulan bildirileri içeriyor.
Bu etkinliğe emeği geçen tüm karikatürcülere,
bilim insanlarına, katkıda bulunan kurumlara, kuruluşlara çok teşekkür ederim.
‘Çocuk Hakları’ konusunda bilinç, duyarlılığın
geliştirilmesi için bu çabaların sürdürülmesi ve olumlu sonuçlarını
görmemiz dileğiyle.

Çocukluk/Stephen
Mumberson
Çocuklarımız dünyayı sarmış olan hızlı teknolojik
ve madde gelişiminin sonuçlariyla yüzleşmek zorundadır. Etkileri farklı ülke ve
refah düzeyine göre değişim göstermektedir ama dünya artık kolayca sanayi ya da
çiftçi toplumu olarak sınıflandırılamayacak ve bilgi çağında insanlarının
yetenekleri güçlü ekonomik gücü
saglayabilecektir. Hayal gücünün değeri daha artmıştır ve bir toplumda güçlü
yaratıcı kaynak olmaksızın diğerlerinin fikirleri oluşmayacaktır. Buna rağmen
çocukların potahsiyelleri kullanılamamakta ve cahilce israf edilmektedir. Ne
uğruna mı: Batıda olduğu gibi madde açgözlülüğü ya da uyuşturucu.Bazı
toplumlarda çocuklar ucuz işçi, sex işçisi ya da hatta çocuk asker olarak
çalışmaya zorlanıyor.Gençliğin üzerine titremek yerine insanlık onu zehirliyor.
Gelecek düzenli olarak umutsuzca tasvir edilmekte
insanlık artan kirlilik, kontrolsüz sanayi patlaması, çevreyi mahvetmeye karar
vermiş birçok insanıyla kendini mahkum etmiş gibi görünüyor.Savaş sosyal
çatışma ya da su gibi doğal kaynaklar üzerindeki baskılar bir sorunu alıp
beraberinde 10 yeni problem getiriyor.Gelecek çözümsüz, karanlık ve korkunç bir
yer gibi görünüyor.
Çocuklar dünyayı nasıl olacağına dair bilgilerle
değil zamanın getirdiği şekliyle tecrübe etmeye devam ediyorlar. Tecrübe
bedenin önündeki, elde varolan, gözün dikkatini çeken, dokunduğunuzda garip
hissedilen, garip şekilli, renkli, tad ve koku alan ya da ses çıkarandır. Çocuklar
için dünya boyutu ne olursa olsun keşif ve oyun oynamanın sınırsız bir
ifadesidir. Sadece çocuğun hayal gücü ve açıklığıyla geleceği kurtarabiliriz.
Bir grup çocuğa kurşun kalem, fırça, boya ve çok
miktarda kağıt verin ve kısa sürede her biri farklı ve bireysel bir kolleksiyon
oluşur. Çocuklar hayal etmekten veya yaratıcı olmaktan korkmazlar. Buna karşın
amatör yetişkinlerle çalışmak küçücük bir hata yapma korkusu yaşatır. Yetişkinlerin
bir çizim aletiyle yaptıkları şekilleri ya da zihinlerindeki yaratıcı fikirleri
kullanmayı olgunlukla bağdaştırmamaları ne kadar garip.Çocuk özgürce icat
ederken yetişkin takip edecektir.
Daha sonra yetişkinlerin dahil olduğu sanat ve
bilimin kaynağı, çocuğun dünyadaki sihir
ve mucize hisleri ve yaratıcılık konusundaki
esnekliği dir. Tüm bunları kaybetmekle yaşayan bir ölünün parçası olarak
yaşamın banka memuru ya da muhasebeci kavramlarına hazırsınız-insanoğlunun
sıkıcı tozlu kabuğu .
Tatsız bir haberi veya bir çocuğa kötü muamele
yapan bir yetişkinin haberini içeren günlük bir gazeteyi okuduğunuzda, genellikle bu
yetişkinin de daha önce çocukluğunda başka biri tarafından kötü muamele görmüş
olduğu ortaya çıkar. Bu bir nesilden diğerine aktarılan sonu gelmeyen bir kısır
döngüdür. Bunun nedeni insanlığın çocukların enerjisinden ve mucizelerinden
çekinmesi mi yoksa piyasanın gençliğimizin görüşlerini ve temel varlığını gizlemesi , kör etmesi mi? Yoksa gençliğin
tecrübelerine duyulan bir kıskançlık mı? Ya da çocukların dünyayı olduğu gibi –
yani korkularıyla, keyifleriyle, güzellikleriyle ve basit memnun olacak
yanlarıyla -eğlenceli ve sade bir biçimde görmesini sağlayan bilgi hazinesi mi?
Birçok çocuğun savaş ortamında eğitim, su, yiyecek
ve bakım olanaklarından yoksun koşullarda dünyaya gelmesi hala oldukça olumsuz
bir haber. Sadece çocuğun toplumun bir parçası olduğunu kabul etmek,
ihtiyaçları ve haklarıyla tüm bir birey olarak görmek ve onun topluma özel bir hediye olduğunu
bilmek ve böylece yaşayan tüm yetişkinler için önemsemek yoluyla çocuk
haklarının varlığından bahsedebiliriz.Çocukluğun tüm dünyada hükümetlerin
politik toplantılarında dile getirilmesi gerekir. Bu sayede sesini duyuramayan
ve unutulmuş olanların sesleri yükselir ve duyulabilir.
Çocuk Hakları ve
Karikatür/Tan Oral/Karikatürist
Çocuk hakları konusunda en önemli sorun, onların
birer insan olduklarını hiçe sayıp, yetişkinler gibi insan haklarına sahip
olduklarının unutulmasıdır. Sanki onlar küçük oldukları için insan haklarının
da ancak birazcığından yararlanabilirleşmiş gibi. Onun için mi çocuklara özel
ve ayrıcalıklı haklardan önemle söz ediliyor acaba?
Tabii ki çocuklar özel oldukları için elbet de
onlara fazladan bazı hakların tanınması kaçınılmaz olacaktır. Ama asıl olan
çocuk haklarının belirlenmesinin de savunulmasının da çocukların doğal hakkı
olarak kabul edilmesiyle bu hakkın onlara tanınması ve verilmesi gereğidir.
Karikatür sanatı işte bu noktada çocukların yanında yer alıp yetişkinleri
hizaya getirmek için onları topa tutmayı başarabiliyorsa eğer, işte o zaman
“çocuk hakları ve karikatürden” aynı anda söz etmenin de bir değeri olacaktır.
Yaşam ve Çocuk Hakları/Prof.Dr.Ferhunde Öktem
Yaşam kimi kez keyifli, kimi kez zorlu iniş
çıkışları olan, hep sonraki duraklara ulaşmaya çalışan, renkli bir serüvendir.
Her gelişim basamağının gerektirdiği görevler o durakları belirleyen kilometre
taşlarıdır. Durağın sağlıklı geçilmesi,
daha uzaklara yol alınabilmesi bu yolculukla ilişkili herkesin görevini
yeterince yapması, bu serüvene saygı duyması ve yolculuktan keyif alması ile
olabilmektedir. Yol boyunca olacaklar ve
uğranılacak istasyonlar konusunda bilgi sahibi olmak daha yoğun yaşamayı, sürprizlere hazırlıklı olmayı
ve tadına daha çok varmayı olanaklı kılar.
Çocuğa yapılan yatırım aslında doğum öncesi ile
başlar. Gelecekle ilgili beklentiler
adının kararlaştırılması ile somutlaşabilir. Çocuk kimi kez ailesi için
Umut’tur, kimi kez dedesinin adını yaşatır.
Hep ‘yolun açık olsun’ denilmesi gerekir. Fark edilmesi, onun yolunu güvenli ve uzun
kılar.
Ülkemizde bu açıdan baktığımızda, daha çok
ekonomik güçlüklere bağlanan ancak her aşamada eğitimin eksiklği ile ağırlaşan
çocuğun sağlıklı eğitim, bakım, barınma ve korunma gereksinimlerinin tam anlamıyla karşılanamadığı
görülmektedir. Anne baba çocuk
ilişkisinin sağlıklı kurulabilmesi için ana babaların bilen, sevmeyi seven,
öğrenmeyi öğrenen ve aktarmayı başarabilen yetişkinler olmaları gerekmektedir.
Bildiklerinin ve uygulamalarının sağlıklılığından emin olan ana babalar güvenli
ebeveynler olacak, çocuklar bu güven dolu ortamda yol almanın coşkusunu
yaşayabilecektir. Oysa aile içinde yetersiz bakım, uygun olmayan yaşam
koşulları, giderek artan şiddet, hazırlıksız annelik/babalık gibi pek çok
nedenden ötürü çocuklar daha yaşamın ilk günlerinden başlayarak güvesiz ve
donanımsız bir yolculuğa adım atmaktadır. Varsıl ve yoksul ailelerde zorluklar
farklı yollardan benzer noktaya çıkabilmektedir. Çocuğun dilini anlama, ona yanıt verme, var
olduğunun farkına varabilme ve
vardırabilme yoksulluğa karşın da başarılabilmektedir. Daha önemlisi bu yolculuk için gerekli olan
‘azıkların’ bilincinde olmaktır. Bu ilk
durağın görevi çocukları sevgi ve duyarlıkla kucaklamak ve temel
gereksinimlerini karşılamaktır.
İkici temel durak çocuğun bireyselliği ile artık
yavaş yavaş ana istasyondan uzaklaşması ile başlar. Bir birey olmaya
başlamıştır, güvenli ayrışma ve ortam isteyecektir. İyi beslenecek, yoldaki engeller
kaldırılacak, yüreklendirilecek ve yola çıkacaktır. Çıkmaya hakkı vardır. O durakta daha çok
tutulması ona zarar verir. Ama hep
denetlenmeli, ortam hazırlanmalı ve yüreklendirilmelidir.
Artık ayrışabildiğini gören çocuk, sonraki durağa
daha coşkulu, güvenli ve özerk gitmek isteyecektir. Bütün yollar onundur.
İstediği hızda gitmek ister. Elinde
artık pek çok gücü olduğu düşüncesindedir ve bunu doyasıya yaşamak
istemektedir. Bu durağı tanımayan yetikinler çocuğun özerklik gereksiniminin
farkına varamamaktadır. Ya aşırı kısıtlamalarla bu hakkını ele geçirmekte ya da
aşırı sınırsızlıkla onun yoldan çıkmasına
neden olmaktadır. Rehberlik
verilmeden yapılan yol denemeleri sağlıklı yol almayı kesintiye uğratır. Yolu
önceden bilen ana babalar güvenli
önderliklerle gelişimi destekleyecek, yersiz inatlaşma ya da uygunsuz sorumluluklarla çocuklarını
hırpalamayacaklardır. Bu evre çocukların haklarının ve sorumluluklarının fark
ettirilmesi için ideal dönemdir. Çocuk haklarından söz etmek emek ister,
üzerinde düşünmek, örnekleri farklı yönleriyle irdelemek gerekir. Daha çok
yönlü düşünebilen, bilgileri bilimsel doğrular temelinde olan anne babalar bu yol haritasını daha iyi
yorumlayabilecektir. Hakların nerede başladığını, çocuklarının gelişimsel
olarak nasıl algıladıklarını ve nereye kadar yorumlayabildiklerini bildiklerinde onları daha sağlıklı
yönlendirebileceklerdir. Sınırsız
özgürlüğün çocuklarına zarar vereceğini bilen, düşünen ana babalar çocuklarının
daha uzağa gidebilmelerine yardımcı olmaktadır.
Cinsel kimliğin keşfedildiği yaklaşık üç yaş dolayları yaşam
serüveninin açık ya da örtük bir biçimde
en çok önemsenen evrelerinden biridir.
Bastırılma çabaları bile aslında bu evrenin ne çok önemsendiğinin bir
göstergesidir. Cinsel kimliğin gelişmesi
biyolojik yapının olgunlaşması kadar anne ve babanın örnek alınması, onlarla
özdeşleşilmesi ile de olur. Sağlıklı
cinsel kimlik, kendi cinsel kimliğinin farkında olan ve bundan keyif alan ana
babanın önderliği ile gelişir. Oysa
ülkemizde cinsiyet ayrımcılığı önemli bir hakkın çiğnendiğini
göstermektedir. Erkek çocukların erkekliğe geçişi olarak anılan
sünnet, düğünler ve armağanlar ile kutlanırken, genç kızlığa geçişin
simgelerinden olan adet görme utanılacak, saklanacak bir hastalık durumu olarak
görülmektedir. Kendilerinde bir eksikliğin olduğu duygusunun kadınlarda
oturtulması, edilgen, baş eğici, benlik saygıları örselenmiş annelerin
oluşmasına yol açmaktadır. Oysa, bir
çocuk için annesi sağ ayağı ise babası sol ayağıdır. Bu iki ayak ne kadar
dengeli ise çocuk o kadar yol alır. Bu ayakların birbirini desteklemesi ve
çelme takmaması gerekmektedir. Aksi durumlarda çocuk tökezler ve düşer. Her
çocuğun kimlik ve kişiliğinin bu çok önemli yönünü, hiç bir ayrımcılığın
olmadığı, kendiyle gurur duyduğu bir biçimde yaşaması en temel hakkıdır.
Bu yaşlar aynı zamanda dış dünyaya açılımın,
yaşıtlarıyla ilişki kurmanın da yaşandığı bir evredir. Öğrenme, hızını almış, bütün alıcılarını
açmış bir biçimdedir. Farklı arkadaşlarla birlikte olunarak o güne dek
öğrendiklerinin ne kadar doğru ve uygun olduğunu sınayacaktır. Toplumsallaşmanın ilk adımları bu evrede
atılmaktadır. Öğrenmeye en açık olunulan bu dönemde okul öncesi eğitimden
çocukların yoksun bırakılmaması farklı
varsıllık düzeyinden gelen ailelerin çocukları arasındaki farkı en aza
indirecek, okula eşit koşullarda başlama
olanağı sağlayacaktır. Ülkemiz çocukları okul öncesi eğitime ulaşma
açısından beklenenin çok gerisindedir.
Oyun yaşam serüveninde en seçkin durumunu bu
dönemde yaşar, döneme de adını verir. Bu durakta kazanılanlar yaşam boyu
zenginliğimizi oluştururlar. Çünkü oyun tüm serüven boyunca, değişik biçimlerde
kendimizi anlatabilmemiz, çevremizde olan biteni anlayabilmemiz için temel
dillerden biridir. Çocuk ancak oyun
oynayarak kendini ve yetilerini keşfedecek, büyüyüp serpilecek, güçlüklerle ve
korkularıyla başedebilecektir. O halde
oyun hakkı en doğal gereksinimlerinden birini karşılamak adına olmalıdır.
Bu dönemde anne babaların en büyük rakibi
televizyondur, önemli bir özdeşim aracı olarak görev görür. İyi kullanıldığı
zaman eğitici niteliği yüksektir. Ancak ülkemizde günün her saatinde çocukların
karşısına şiddet, aşırı cinsellik, örnek alınabilecek kötü davranışlar içeren
çok sayıda yayın çıkabilmektedir. Denetimsiz bir biçimde sunulan bu yayınlardan
çocukların zarar görmelerinin önlenmesi önemli bir çocuk hakkıdır.
Okul, serüvenin en büyük ve kalabalık
istasyonlarından biridir. Çocuklar artık pek çok şey bilen bir klavuza daha
sahip olurlar. Öğretmenlerin bu kadar
güçlü algılanmaları onların da örnek
alınmasına ve taklit edilmesine yol açacaktır.
Öğretmenler çocukların üzerine atılmış imzalar gibidir. Bu nedenle
çocukların gelişim özelliklerini çok iyi bilecek biçimde eğitim almaları, çocukların içindeki öğrenme arzusunu
yeşertmeyi bilmeleri gerekmektedir.
Dogmalardan kaçınarak, bilimsel doğrular ışığında yapılacak bir eğitim için
özel nicelik ve nitelikte öğretmenlerin olması beklenmektedir. Okul olnakları
ve öğretmen özellikleri arasında büyük farklar vardır. Eğitim ve eğitimde
fırsat eşitliği çocuk haklarının en başında gelmektedir. Gelişmiş teknoloji kuşkusuz eğitim
olanaklarını artırmaktadır. Ancak bu durum öğretmene olan gereksinimi ve
öğretmenin rolünü azaltmamaktadır. Ülkemizde bu durum önemli bir sorun olmayı
sürdürmektedir. Öğretmen olmak için alınan eğitim yeterli değildir, derslik ve
öğretmen sayısı ve niteliği
gereksinimleri karşılamamaktadır.
Okul döneminde de oyun olması gereken bir
ögedir. Ancak eğitim sitemimiz
çocukların oyun saatlerini ellerinden
almakta, bunun yerine dersaneler yaşantılarına egemen olmaktadır. Ruh sağlığı
açısından çok önemli olan ait olma duygusu, çocukların okul ve dersane
arasındaki koşuştumaları sırasında örselenmektedir. Sağlıklı gelişimini
sağlayacak spor, sanat vb. etkinliklere zaman kalmamaktadır. Bu tür etkinlikler sadece zaman bulamamaktan
etkilenmemekte, sayılarının kısıtlı olması ve ulaşabilme zorluklarından ötürü
de paylaşılamamaktadır.
Ergenlik dönmi
rengarenk ışıkların yanıp söndüğü bir duraktır. Bazan neyin yanıp neyin
söneceği bilinemez, kestirilemez.
Duygular ve olgular zıt nitelikleriyle denenebilir, anlamaya ve
benimsenmeye çalışılır. Arkadaşların
görüş ve önerileri çok daha fazla dikkate alınır. Kimlik ve benlik gelişiminin
biçimlenmesi adına yeni bir sınavdır bu dönem.
Her şeyi bildiklerini ve yapabileceklerini sanan ergenler önemli risk
kaynaklarıdır. Korunmaya ve
yönlendirilmeye her zamankinden daha çok gereksinim duyarlar. Gelişmeleri ve
serpilmeleri için dönem özelliklerine uygun olanakların sağlanması, kendilerini
ifade edebilme haklarının oluşturulması ve gözetilmesi gerekmektedir.
Bu yolculuk her zaman sorunsuz ve yolunda
gitmemektedir. Zaman zaman çocuk ve aileye yönelik özel yardımlrın ve
yönlendirmelerin yapılmasına gereksinim duyulmaktadır. Çocukların hastalıkları, hiç bir ön koşul öne sürülmeden sağaltılma
önceliği taşımalıdır. Ana babası tarafından
bakılma zorluğu ya da sorunu yaşayan çocukların
öncelikle kendi ailesi yanında, olmuyorsa uygun ve farkedilebileceği,
benimsenip sevgi ve saygı göreceği ortamlarda bakılmasının sağlanması önemli
bir haktır. Ancak, Çocuk Ruh Sağlığı ve
hastalıkları alanında eğitim almış, psikiyatristler, psikologlar, eğitimciler,
sosyal çalışmanlar ülke çocuk nüfusuna göre az sayıdadır. Oysa sorunların
çocukluk döneminde, ortaya çıkar çıkmaz çözümlenmesi sonraki yıllardaki
sağlıklılığı artıracaktır.
Çalışan çocukların bu sıfatlarının aslında ders
çalışan çocuklar şeklinde olması en istendik biçimdir. Eğitim ve kendini gerçekleştirmek için
gereken zamanın gelişimini engelleyecek
bir işte çalışarak geçirilmesi, çocuğun haklarına saygısızlıktır.
Her çocuk yeteneğine uygun bir eğitim almalıdır.
Farklı grupların önceliğinin olması söz konusu olmamalıdır. Özel gereksinimi olan çocuklara yönelik
eğitim programları olmalı, özel durumlarına uygun kolaylıklar sağlanarak eğitim olanaklarından
yararlandırılmalıdır..
Sokak çocukları ve yasayla sorun yaşayan
çocuklara suçu önleyici
çalışmaların akılcı ve duyarlı bir
şekilde uygulandığı yaklaşımlarla yaklaşılmalıdır. Eğitim almaları,
rehabilitasyon programlarından yararlandırılmaları büyüklerin yerine getirmek
zorunda oldukları çocuk haklarındandır.
İnsan haklarının en sağlıklı uygulandığı ortamlar.
Hakların ve sorumlulukların aynı bağlamda ele alındığı durumlardır. Bir hakkın
varlığı, ona yönelik sorumlulukların da yerine getirilmesiyle daha çok anlam
kazanır ve pekişir. Bu durumun çocuklar
için de düşünülmesi yararlı olacaktır.
Ödevler hakların farkına varılması ve değerinin daha iyi bilinmesi için
olanak sağlamaktadır. Sessiz bir sınıfta
ders yapmak hakkına sahip olmak isteyen bir öğrenci arkadaşlarının da sessiz bir ortamda ders
yapabilmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Kuşkusuz
çocukların üstlenebilecekleri sorumluluklar gelişim düzeylerine uygun
olmalıdır. Alabilecekleri sorumluluklar onları edilgen konumdan çıkartacak,
haklara daha duyarlı ve sahip çıkan bir konuma getirecektir. O zaman kişisel
bütünlüğü daha iyi sağlanmış olacaktır.
Bütün çocukların tüm haklarının sağlanabildiği bir
dünyayı oluşturabilmek için gösterilen çabalar bile umut vermektedir. Gerçekleşmesi
dileğiyle. Saygılarımla.
Karikatürlerde
Çocuğu Anlamak/Doç.Dr.
Mesude Atay
Giriş
Bugünkü paylaşımımda, yıllardır eğitimcilere ve
anne ve babalara verdiğim eğitim çalışmalarında kullandığım ve etkin sonuçlar
almamı sağlayan karikatürlerden en çok ilgi gören ve etkili olduğunu düşündüklerimi
sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Seçtiğim karikatürlerde ele almayı düşündüğüm
konular;
-Temel gereksinimler ve çocuk
-Oyun ve çocuk
-Toplumsal cinsiyet rolleri ve çocuk
-Yetişkin ve çocuk iletişimi
Seminer programlarımda karikatürleri kullandığım
zaman dinleyicinin ilgi yoğunluğunun daha fazla olduğunu görmekteyim. Çünkü
karikatürlerle sözel olarak ortaya koyduklarım daha somut hale gelmektedir.
Böylece karikatür örnekleri dinleyiciye oldukça yakın gelmekte ve adeta o
karikatürlerde kendi yansımalarını bulabilmektedirler.
Günümüz gerçeği olan görselliğin yaşantımızda
baskın olmasıyla az okur, az dinler daha çok bakar olduk. Karikatürlerin bize
sağladığı en güzel kanal, bakarken bizi ciddi bir okumaya doğru itmesidir.
Karikatür okunmadığı sadece bakıldığı zaman anlaşılmaz ve görsellik de önemini
kaybeder. İşte karikatürler önemini bu noktada ortaya koymaktadır.
Çocuğu Anlamak
Beni bir çocuk gelişimci, eğitimci ve çocuk
hakları savunucusu olarak en çok etkileyen karikatür Cem Kocataş’a ait
karikatürdür. Yetişkin dünyasında çocuk gelişiminin doğasının unutulduğu ve
yaşamın içinde çok kolay bir şekilde her hatanın, yanlış olanın nedeni ve
suçlusu olarak gösterilen çocuğu görüyoruz. Çevre kirliliğinin ne önemi var?
çünkü bu kirliliğin nedeni olan biz yetişkinler her zaman kendimizle
yüzleşmekten kaçınırız. Bu karikatürde henüz tuvalet eğitimini tamamlamamış bir
çocuğun (ya da tamamlamış) masum bir şekilde ihtiyacını bu kadar kirlilik
içinde gidermesi (üstelik çocuğun kakası, doğaya zarar vermeyecektir) ve
yetişkinin onu cezalandırması tamamı ile bir güç göstergesi olarak
görülmektedir. “Biz yetişkinlerin gücü
çocukları terbiye edecektir” Ancak “Biz yetişkinlerin gücü kendimizi terbiye
etmek için kullanılmaz” Çünkü “Bir yetişkin her şeyin doğrusunu bilir”
tartışmasız olarak çocukların karşısında. Oysa yetişkinlerin bilmedikleri;
- Çocukların yaşlara göre gelişimsel özellikleri
(hangi yaşta neleri yapabilir, neleri yapamaz)
- Çocuklarla etkin etkileşim içinde olmak ve
iletişim kurmak.
- Çocukların temel gereksinimleri, hangi yaşta
nelere ihtiyaçları vardır.
- Çocukların gelişen ve öğrenen birey oldukları
- Çocukların doğum öncesinden itibaren “ kaliteli
yaşam” hakkı olduğu
- Çocukların oyun ve oyuncak hakkı
- Çocukların fırsat eşitliği içinde eğitim hakkı
Çocukların temel gereksinimlerinin başında bir ev
ortamı yani güvenli barınma gelir.
Çocuklara toplumsal cinsiyet rollerini bizler
yükleriz. Oysa onlar neler olup bittiğini biz yetişkinlerden daha iyi görüp
ayırt ederek ifade edebilirler. Kadın olarak toplumsal cinsiyet rollerimizden
şikayet ederken, kız çocuklarımızın bizim gibi yetişmesini isteriz. Ya da erkek
çocuklarımıza iyi bir bakım verecek eşler bulması için öğütler yağdırırız.
Gelişmek için çocuğun oyuna gereksinimi vardır.
Çocuk Hakları Sözleşmesi Madde 31’e göre;
“Kişiliğin ve gelişiminin tamamlanması için her
çocuğun uygun ortamlarda, serbestçe oyun oynamaya hakkı vardır”
Oyun ve oyuncağa doyamayan, yeterince oyun
oynayamayan bireyler ileri yıllarda toplumsal yaşam içinde zorluklarla
karşılaşırlar. Sosyal ve duygusal problemler yaşayabilirler.
Bir yetişkinin ruh sağlığının temelinde çalışmak,
üretmek ve sevgi vardır. Bir çocuğun ise oyun ve sevgi vardır.
Oyun çocukların motor becerilerini geliştirirken
sosyal-duygusal, zihinsel dil gelişimi gibi alanlarının da desteklenmesini
sağlar.
Çocukların gelişim doğası oyunla beslenirken oyun
deneyiminden mahrum kalan ya da kısıtlı olanaklar içinde bulunan çocukların
gelişimsel doğası bozulur.
“Çocuklar iyi senaristlerdir, yazarlar, yönetirleri
kadroyu seçerler ve oynarlar.”
(Linda C. Myers ve Donald Cohen)
Çocukların oyun gereksinimini karşılamayan kent
yaşamı, kentlerde sayısız “problemli çocuk” tanımlamasına neden
olmaktadır. “Problemli çevresel koşullar
ve problemli yetişkinler” yerine “problemli çocuk” cümlesini kullanmayı tercih
ediyoruz. Çünkü sanıyoruz ki “çocukları, biz ‘problemsiz yetişkinler’ rahatça
biçimlendirebiliriz”. Kent yaşamı çocuklarımıza şöyle bir yaşam biçimi sunuyor:
Çocuklar savaş ortamlarında, doğal afetlerin
sonuçlarının ortasında, yoksullukta, yoksunlukta dahi kendilerine oyun
ortamları yaratırlar.
Şehirlerde “beton ormanı” içinde de mutlaka bir
çıkış yolu bularak oyun ortamlarını oluştururlar. Nasıl mı? balkonlar,
sokaklar…
Para kazanma derdindeki sokakta çalışan çocuklar
elbette her çocuk gibi parklarda oyun olanaklarından yararlanacaktır.
Ya da gündelik yaşamın hayatımıza getirdiği
sınırlılıklar çocukların oyunlarına nasıl yansıyor ve oyunun doğası yani çocuk
gelişiminin doğası olumsuz yönde nasıl etkileniyor. Elimizdeki bu çizim son
derece etkileyici ve söze gerek kalmadan bize aktarılıyor. Evcilik oyunu
çocukların hayal gücü ve yaratıcı düşünce gelişimlerini destekleyen bir
aktivitedir. Evcilik oynayan çocuklar ebeveynlerini model alıp, onları taklit
ederek sosyal-duygusal gelişimlerinin gereksinimlerine yanıt ararlar. Üretken
olamayan, yaratıcılığı engelleyen yaşam biçimleri çocukların oyunlarında da
aynı etkiyi yapmaktadır.
Ya da masallar artık son derece gerçekçi
hayallerimizi zenginleştiremediğimiz biçimlerde çocuklarımıza sunuluyor.
Çocuklar sevdikleri masalların farklı sonlarla bitmesinden keyif alarak
defalarca dinlemek isterler ama biz yetişkinlerin hayal ve düşünme gücü de
televizyonlar tarafından bloke edildiği için çocuklarımıza da “televizyon izle
ve çok fazla soru sorma” anlayışını veriyoruz.
Gündelik hayatın içinde yetişkinler olarak
çocuklarımızla nasıl bir etkileşim içindeyiz ve iletişimimizde ne kadar etkin
olabiliyoruz? Yetişkin odaklı iletişim, çocuklarımızın durum analizi yapma,
problem çözme, fikir üretme, sorgulama gibi becerilerini bloke etmektedir.
Yetişkin odaklı diyaloglar, çocuktan
beklentilerimiz doğrultusunda iletimler almamızı sağlar. İstediğimiz
davranışları görmek bizleri memnun eder, bizleri rahatlatır, çocuklarımızı
istediğimiz gibi biçimlendirmenin sonuçları kendimizle gurur duymamızı sağlar.
Ancak çocuklardan beklenen sonuçları alırken, gerçekten çocukların dünyasında
neler olup bittiğini kaçırır ve kalıcı davranışlar kazandıramadığımızın farkına
bile varmayız. Çocuk merkezli etkileşimle çocuklarımıza kalıcı özellikler
kazandırabiliriz. Ancak çocukların gelişimsel özelliklerini bilmediğimiz için
yetişkin merkezli etkileşimin en geçerli yol olduğuna inanırız. Aşağıdaki karikatürler
bize, bizi güldürürken yetişkin odaklı iletişimin ne anlama geldiğini çok açık
bir şekilde ortaya koymaktadır. Diğer taraftan bu karikatürler çocukların
doğasına yönelik bir farkındalık geliştirmeyi biz yetişkinler için mümkün
kılmaktadır.
Yaratıcı
Drama Yöntemiyle Çocuk Haklarının Öğretimi/Fevziye Dolunay
Toplumumuzda “çocuk hakları” gittikçe önem kazanan
bir kavramdır. Çocuklar tarafından “çocuk hakları”nın bilincine erken yaşlarda
varılması ve sahiplenilmesi çok önemlidir. Çocuk Hakları’nın erken yaşlarda
farkına varılması, çocuğun her türlü ihmal ve istismara karşı korunmasını,
sağlık ve eğitim yönünden kendini daha güvende hissetmesini sağlayacaktır.
Çocukların haklarını, etkin bir şekilde öğrenip yaşamlarından örneklerle bu
hakları daha erken yaşlarda sahiplenmelerini sağlayabiliriz. Bu farkındalığı ve
sahiplenmeyi sağlamak için drama verimli ve etkili bir yöntemdir.
Drama oyun oynayarak öğrenme sürecidir.
Hug-Hellmuth’a göre; oyun çocukları gözleme aracı olarak kullanılabilir. (Aktaran: Kızıldağ, 2004). Freud ise oyunu
zihinsel aygıtın ilk normal etkinliklerinden biri olarak düşünmektedir. Ayrıca,
gözlemleyen kişi için de oyun önemli bir bilgi kaynağıdır. Oyunun çocuklar
üzerindeki etkisini Erikson da belirtmektedir. Egonun bir işlevi olarak, sosyal
süreçleri ve organizmayı aynı anda hareket ettirme çabası olarak
gözlemlemiştir. Çocuk için oyunun kendisi gerçek bir etkinliktir. Oyun, çocuğun
ileriye dönük adım atmasını sağlar (Aktaran: Kızıldağ, 2004). Işıklı’ya göre de
oyun çocukların kendilerini rahat ifade edebildikleri, kaygı ve korkularının
azaldığı, kendi yaşamlarını tanımlayabildikleri bir süreçtir (Işıklı, 2003). Bu
bilgiler doğrultusunda oyunun çocuklar üzerindeki olumlu ve dışavurumcu
etkisini kullanarak “çocuk hakları”nın drama yöntemiyle öğretilmesinin etkili
bir yöntem olduğu görülmektedir. Çünkü drama “oyun”u kendine temel edinen bir
yöntemdir. Ayrıca drama çocuğun bilişsel ve sosyal yönden gelişmesini, kendine
güvenmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu yönüyle de çocukların kendi
benliklerinin farkına varmalarına, bedenlerini, zihinlerini kullanmalarına
onların psiko-sosyal gelişimine de yardımcı olmaktadır.
“İnsan hakları“ sadece insan oldukları için
kişilere aittir. Yani insan hakları her insanın doğuştan sahip olduğu
haklardır. ”Çocuk hakları” da her insan için on sekiz yaşına kadar geçerlidir.
Bu haklar ırk, renk, cinsiyet, din, siyasi düşünce, ulusal ve sosyal köken
gözetmeksizin tüm insanlar için aynıdır. Hepimiz haklarımız konusunda eşit ve
özgür doğarız. Bu anlamda çocuk hakları da evrenseldir.
Çocuk haklarını öğretmek, korumak ve geliştirmek
için yapılan çalışmalar çocukların eleştirel düşünme, iletişim, sorun çözme ve
tartışma yetilerini geliştirir ve bilinçli birer birey olmalarını sağlar. Çocuk
hakları ve insan hakları konusunda anlayışın geliştirilmesi ve bu hakların ne
denli önemli olduğunu, saygı duyulması ve savunulması gerektiğini hissettirmek
daha çok eğitimcilerin ve öğretmenlerin işidir. Öğretmenler aracılığıyla
çocuklar ve gençler arasında çocuk hakları ve insan hakları eğitimlerinin
yaygınlaştırılması, içselleştirilmesi, korunması ve geliştirilmesi çok
önemlidir.
BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 36. maddesi
“Herhangi bir şekilde zarar verilebilecek her türlü sömürüye karşı çocuklar
korunmalıdır” şeklindedir. Hiçbir çocuk aile içi şiddet ve cinsel suistimale
maruz kalmamalıdır. Bu konuyla ilgili bir çalışma yürüten Mcdonald ve Jouriles
(1991), şiddet yaşanan ailelerden gelen çocukların (%25-70’inin, toplum
örnekleminden gelen çocuklarında %10-25 ) klinik düzeyde daha fazla davranış
sorunu olduğunu göstermektedir (Aktaran: Yıldız, 2004).
Çocuğun fiziksel yönden istismarı sonucu uyum
sorunu yaşadığı da pek çok araştırma tarafından ortaya konulmuştur. Amerika’da
yapılan bir araştırmaya göre; “Şiddetin, çocuğun uyumu üzerindeki etkilerini
anlamada, potansiyel olarak önemli bir değişken, ebeveyn tarafından çocuğa
yöneltilen fiziksel saldırganlıktır. Aile içi şiddet ve çocuk istismarı,
sıklıkla birlikte ortaya çıkmaktadır. Fiziksel olarak istismar edilmiş olan
erkek çocuklar istismar edilmemiş olanlara göre, kendilerine yetişkinler arası
bir çatışma sunulduğunda daha fazla korku göstermektedir” (Aktaran: Yıldız,
2004, s. 81).
Çocuk haklarına göre çocuğun sağlığının ve
hastalıklardan korunması önemlidir. Bu yönden çocuklar ailenin, devletin ve
toplumun güvencesi altında olmalıdır. Çocuğun sağlığının korunması için ailenin
çok önemli olduğunu vurgulayan araştırmalar vardır. Bu araştırmalara göre
sosyal sınıf ve yoksulluk çocuğun sağlığı ve korunması yönünde önemli etkilere
sahiptir. Düşük gelirli anne ve babalarda sağlığı koruyucu yöntemler konusunda
bilgi yetersizliği olduğu ve yanlış ilaç kullanımı görülmektedir (Aktaran:
Büyük şahin, 2003). Bu nedenlerden dolayı daha küçük yaşlarda önlenemez
hastalıklar ya da sağlık bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu konuda hem ailenin
hem de çocukların bilinçlenmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.
BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bir diğer
maddesine göre ise; “Devlet çocuğu her türlü cinsel istismara ve ihmale karşı
korumalı ve buna maruz kalan çocuklara iyileştirici sosyal programlar
hazırlamalıdır”. Bu alanda yapılmış araştırmalarda çocuklara uygulanan şiddetin
ve cinsel suistimalin ileriki yaşlarda cinsel saldırganlığa yol açtığı ortaya
çıkmıştır. Cinsel istismara uğrayan çocuklar davranış bozuklukları ve sağlıksız
bir cinsel gelişme göstermektedir(Z- Page, 2004).
Terör ve savaş çocukların ruhsal ve sosyal yönden
en çok etkilendikleri olaylardır. Savaş ve terör olaylarında çocukların çocuk
haklarına göre 1. cilt derecede korunması gerekmektedir. Prof Dr. Bahar Gökler
savaş ve terörün çocuk ve toplum üzerindeki etkisini en kısa ve öz şu şekilde
ifade etmiştir: “Çocukların ve gençlerin bu tür şiddet içeren deneyimler ve
yaşantılarla kavrulduğu toplumlar ileride edilgin, ürkek, bağımlı sömürüye
açık, silik erişkinlerden oluşan kimliksiz toplumlar olurlar (2001, s. 62).
Bu incelemeler sonucu Türkiye’de de çocuk
haklarının ihmale açık olduğu düşünülebilir. Bu ihmalin de “çocuk hakları”
konusunda bilinçlenmeyle az da olsa ortadan kalkacağı düşünülmektedir.
Çocuk hakları temel olarak yaşama, korunma,
katılım ve gelişme haklarından oluşur. Bu haklar çocuğun bir birey olarak
ruhsal ve bedensel yönden gelişimini tamamlamasını amaçlar. Bu nedenle her
yönden sağlıklı bireylerin yetişmesi için erken yaşlarda bu hakların farkına
varılmasının ve sahiplenilmesi önemlidir.
Bu araştırma “çocuk hakları” kavramının çok fazla
bilinmediği ve yaşamlarında “çocuk hakları” kavramının olmadığı gözlemlenen
Etimesgut bölgesindeki çocuklar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Söz konusu
bölgede yaşayan çocukların yaşamlarında böyle bir farkındalık yaratmanın,
onların daha bilinçli ve haklarını savunan bireyler olması açısından önemli
olduğu düşünülmektedir.
Uluslararası Çocuk Merkezi’nin “Çocuk Hakları ve
Akran Eğitimi Projesi” de
bu araştırmanın amacına benzer bir amaca hizmet
etmektedir. Söz konusu projede “lider
çocuklar”ın kendi sorunlarını belirleyip onlara hakları doğrultusunda çözüm
aramaları, daha bilinçli bireyler olarak yeni bakış açıları kazanmaları
amaçlanmaktadır.
Bu araştırmanın genel amacı “Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nin yaşama, korunma, katılım ve gelişme haklarının çocuklara, drama
yöntemiyle öğretilip öğretilemeyeceğini araştırmak”tır. Bu amaç doğrultusunda
sınanan beklentiler şunlardır:
1. “Çocuk hakları” konusunda çocukların drama
eğitiminden sonra, eğitimden öncesine göre anlamlı olarak daha bilinçli
olmaları beklenmektedir.
2. Drama eğitimiyle birlikte çocukların
kendilerinin ve başkalarının haklarını nasıl koruyacağını öğrenmesi ve
başkalarının da haklarına saygı duyması beklenmektedir.
3. Eğitim sonunda çocukların yaşamlarında
sorumluluk, hak, özgürlük, kişilere saygı gibi kavramların yer etmesi ve
herkesin eşit haklara sahip olduğu fikrinin benimsenmesi düşünülmektedir.
Çocuk Hakları ve Drama İlişkisi
Dramanın temeli çocuğun etkin olmasına ve
uygulamaya dayanır. Bunun önemini 17.yy da yaşamış filozof J.J. Rousseau doğaya
dayalı eğitim anlayışının temel savında şu şekilde ifade etmiştir: “Çocuklar
için önemli olan burunlarını kaldıramadıkları kitaplar ve sözlü eğitim değil
uygulama ve örnektir”. Ona göre çocuğa sözlü olarak eğitim verilmemelidir, onu
eğitecek tek şey deneyim olmalıdır.
Rousseau (2000), eğitimin çarpık yönlerinden bir
tanesinin çocuklara haklarından çok görevlerinden söz edilmesinin olduğunu söyler.
Buradan anlayacağımız gibi çocuğun haklarını bilmesinin önemi üzerinde
durulmalıdır.
Rousseau’nun genç eğitimcilerden bir ricası
vardır: Her konuda dersleriniz, söylemden çok uygulamalarla olsun. Çünkü
çocuklar söylediklerini ve kendine söyleneni çabuk unuturlar, yaptıkları ve
kendilerine yaptırıldıkları şeyleri ise hiç unutmazlar. Rousseau’nun bu ricası
dramanın önemini göstermektedir.
Bireyler insan hakları bilinciyle yetiştirilmediği
zaman hem haklar gereğince kullanılmaz hem de hak ihlalleri için mekanizmaların
işletilmesi düşünülemez. Bireyler yalnızca haklarını öğrenmekle değil onları
somut olarak kullanmakla bilinçlenir. Kullanılmayan ve yararlanılmayan haklar
bireyler gözünde bir anlam ve değer taşımaz. Hakların çiğnenmesi ve
kullanılmaması onları aşındırır, bireylerin gözünde değerini düşürür.
Yurttaşların haklarını bilen ve bilinçli olarak kullanan “etkin hak özneleri”
kimliğini kazanması, devletin insan haklarını çiğnemekten kaçınmasını sağlar,
ihlalleri azaltır. Aynı zamanda demokratik ve çoğulcu bir yapı ve insan haklarına gerçekten saygılı bir
işleyiş kazanmasına da katkı da bulunur (Gülmez, 1996).
İnsan Hakları Derneği’nin yayını olan “İnsan
Hakları Eğitimi El Kitabı”nda (2004) İnsan hakları eğitimi sorunu en güç
biçimde, okulöncesi ya da ilköğretim çağındaki çocuklar söz konusu olduğunda
ortaya çıktığı belirtilmektedir. Bu ilk dönemde çocuklara hoşgörülü olmayı,
“oyun oynamayı”, kendisininkinden başka istemelere saygılı olmayı, kendi
isteklerini, kendi tasarılarını ve amaçlarını topluluğa uymanın zorunlu kıldığı
ölçüde sınırlamayı öğretmek demektir. Bu eğitim bilinçten çok istemenin
güdülenmesi olarak alışkanlıklar yerleştirir. Bazı temel hakların
gerektirdiklerine kalıcı biçimde uygun olan bir ahlaksal davranışın üzerine
yerleştirebileceği psikolojik temel yaratılır.
İnsan hakları konusundaki eğitim ve öğretim
katılımcı yöntemlerin kullanılmasını gerektirir. Katılımcı, karşılıklı
etkileşimli yöntem hem çocuklarda hem de yetişkinlerde beceri ve davranış
geliştirilmesinde en uygun yöntem olarak benimsenmiştir. Bu yöntem öğrencilerin
kendi öğrenim süreçlerine etkin olarak katılımlarını öngörür. Öğrenciler
eğitmenin uzmanlığının pasif alıcıları olmak yerine, etraflarındaki dünyanın
etkin araştırıcısı haline gelirler. Tek bir doğru yanıtın olmadığı, konuyla
ilgili farklı bakış açılarının var olduğu zamanlarda, insan hakları eğitiminde
katılımcı yöntemler en uygun olanlarıdır.
İnsan haklarına ilişkin anlayışa erişmenin en iyi
yolu deneyimlerden geçer. Gündelik okul ve toplum yaşamı bu deneyimi sağlar ve
özgürlük, hoşgörü, adil olma, dürüstlük, güvenilirlik ve gerçek gibi soyut
kavramların anlaşılmasını güçlendirir.
Çocukların en çok maruz kaldığı konu istismar ve
ihmal olayıdır. Bu araştırmada çocuğun her türlü ihmal ve istismardan korunması
hakkı üzerinde de durulmuştur. Bu konu
çocukların bilgilendirilmesi gereken bir konudur. Ancak bu konu aynı zamanda
onların kendi dünyalarında karmaşık korkular duymalarına neden olabilecek türde
bir konudur. Bu nedenle çocukların bu konuyu öğrenmeye hazır olması gerekir.
Bunun için uygulama sırasında bu konuyu işlerken konu kişiselleştirilmemeye
özen gösterilmiş, kişiselleştirmeden çocukların düşünceleri öğrenilmeye
çalışılmıştır.
ÇOCUK
HAKLARI
Giriş
Çocuk hakları insan haklarıdır. Toplumun insan
hakları güvencesinin temelini çocuk hakları oluşturur. Çocuklar, İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi ve diğer anlaşmalarla korunmuş hakların yanı sıra Birleşmiş
Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere birçok ek hakka da
sahiptir. Çünkü onlar özel koruma ve bakıma gereksinim duyarlar. Kendilerine
bakmaları, haklarını korumaları ve potansiyellerinin farkına varıp geliştirmede
yardım etmeleri için yetişkinler dünyasına güven duymalıdırlar.
Bu haklara göre hükümetler çocukların ekonomik,
sosyal ve kültürel haklarının yanı sıra onların medeni ve siyasi haklarını da
korumakla yükümlüdür. Devletler yalnız kendi görevlilerinin gerçekleştirdiği
ihlalleri değil ailede ya da toplumdaki diğer bireylerin çocuklara uyguladığı
ihmal ve istismarı da önlemekten sorumludur.
1989 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu
tarafından kabul edilen BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ya da çocukların “Magna
Carta”sı, ABD ve Somali dışındaki tüm
ülkeler tarafından imzalanmış olup dünyada en fazla ülke tarafından imzalanmış
uluslararası sözleşme özelliğini taşımaktadır.
54 maddeden oluşan Birleşmiş Milletler Çocuk
Hakları Sözleşmesi’nin temel anlayışı, çocukların en iyi biçimde yaşamaları ve
kendilerini tam anlamıyla gerçekleştirebilmelerine dayanır.
Anlaşmada yer alan haklar “ırk, renk, cinsiyet,
dil, din, politik ve diğer görüş, ulusal, etnik ya da sosyal köken, mülkiyet,
özür ya da statü” farkı gözetmeksizin tüm çocukları kapsar. Sözleşmenin temel
mesajı “fırsat eşitliği”dir. Kızlara erkeklerle aynı olanaklar tanınmalı,
yoksul, özürlü, mülteci, azınlık gruplara üye çocuklar dahil tüm çocuklar aynı
haklara, öğrenim görme ve yeterli bir hayat standardında yaşama olanağına sahip
olmalıdır.
Çocuk Hakları Sözleşmesi hükümetleri çocukları
“ebeveyn, yasal vasi ya da çocukla ilgilenen öğretmen, işveren gibi herhangi
bir kimse”nin bakımı altındayken fiziksel ya da ruhsal şiddet ya da ihmale
karşı korumaya yükümlü kılar. Çocuklar ayrıca cinsel ihmal ve istismardan
kurtulma, ağır ve tehlikeli işlerde çalışmaktan korunma hakkına da sahiptir.
Çocuk Hakları Sözleşmesi çocukların yeterli yaşam
standardına sahip olma ve yeterli sağlık, sosyal güvenlik ve eğitim
hizmetlerinden yararlanma haklarına sahip olduklarını vurgular. Bu yükümlülüğü
gerçekleştirmek, her hükümet için bir dizi yasal, ekonomik ve sosyal önlem
almayı içeren zorlu bir mücadeledir.
Sözleşmenin temel ilkeleri “çocuğun yaşaması ve
gelişmesi”, “çocuğun korunması”, “her türlü ayrımcılığın önlenmesi” ve “çocuğun
katılımı”dır.
Yaşama ve Gelişme İlkesi: Yaşamak, her çocuğun
temel hakkıdır ve herkesin ilk görevi çocukların yaşamını korumaktır. Her
çocuk, içinde bulunduğu durumun geliştirilmesi, toplumun etkin ve sorumlu bir
üyesi haline gelebilmesi için ayrılan kaynaklardan yararlanma hakkına sahiptir.
Korunma İlkesi: Çocukların en iyi biçimde
yaşamalarını ve kendilerini tam anlamıyla gerçekleştirebilmelerini tehlike
altına sokan tüm durumlardan korunmaları gerekmektedir. Çocukların korunması
konusunda, çocukla ilgili tüm kişi ve kurumların görev ve sorumluluğu
bulunmaktadır.
Ayrım Gözetmeme İlkesi: Çocuk hakları istisnasız
bir şekilde tüm çocuklar için geçerlidir. Çocuğun fiziksel özelliklerinin,
inancının, ana dilinin, cinsiyetinin vb. hiçbir rolü yoktur. Sözleşmeye taraf
olan devletler, hiçbir ayrım yapmadan kendi egemenlik alanlarındaki bütün
çocukların sözleşmede yer alan haklarını tanır ve taahhüt ederler.
Çocukların Katılımı İlkesi: Her çocuğun duygu ve
düşüncelerini istediği şekilde açıklama hakkı vardır. Çocukları ilgilendiren
konularda çocukların da görüşleri alınmalıdır. Büyüklerin çocukları dinleme,
onların fikirlerini öğrenme ve onlara saygı gösterme sorumluluğu vardır.
Uluslararası Sözleşmeler onaylandıkları tarihten
itibaren ulusal yasa ve hükümlerin üzerinde yer alır. Devletin kendi
yasalarında Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin aksine bir madde varsa, o madde
değil, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmedeki maddeye göre davranılır.
Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin dünyanın hemen
hemen bütün ülkeleri tarafından onaylanması insanlık açısından önemli bir
başarıdır. Çünkü Sözleşmeyi onaylayan ülkeler, kendi çocuklarının haklarını
gözetmek üzere taahhüt ettikleri yükümlülükleri yerine getirmeye çalışırlar.
I. Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa
Sözleşmesi
Strazburg, 25.1.1996
Önsöz
Avrupa Konseyi'nin üye Devletleri ve bu Sözleşmeyi
imzalayan diğer Devletler,
Avrupa Konseyi'nin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak
olduğunu göz önüne alarak,
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ve
özellikle, bu sözleşmenin taraf devletlerin yasal, idari ve Sözleşme ile
tanınan diğer hakları uygulamaya geçirmelerini isteyen 4 üncü maddesini dikkate
alarak;
Parlamenter Meclis'in çocuk haklarına ilişkin 1121
(1990) sayılı Tavsiye Kararı'nın içeriğini kaydederek, çocukların haklarının ve
yüksek çıkarlarının geliştirilmesi gerektiğine ve bu vesileyle çocukların
özellikle kendilerini ilgilendiren ailevi işlemlerde olmak üzere, bu hakları
kullanma olanağına sahip olmaları gereğine inanarak,
Çocukların haklarının ve yüksek çıkarlarının
geliştirilmesi için gerekli bilgiler edinmeleri ve çocukların görüşlerinin
usulüne uygun şekilde ele alınması gerektiğini teslim ederek, ailelerin
çocuklarının haklarıyla yüksek çıkarlarının korunmasında ve geliştirilmesindeki
rolünün önemini teslim ederek ve lüzumu halinde Devletlerin de bu koruma ve
geliştirmeye iştirak etmeleri gerektiğini göz önüne alarak,
Bununla birlikte, anlaşmazlık durumunda, ailelerin
sorunu bir adli merciinin önüne getirmeden çözüm bulmayı denemelerinin uygun
olacağını göz önünde tutarak, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
Bölüm I
Sözleşmenin Uygulanma Alanı, Amacı Ve Tanımlar
Madde 1
Sözleşmenin uygulanma alanı ve amacı
1) Bu Sözleşme 18 yaşına ulaşmamış çocuklara
uygulanır.
2) Bu Sözleşmenin amacı, çocukların yüksek
çıkarları için, haklarını geliştirmek, onlara usule ilişkin haklar tanımak ve
bu hakların, çocukların doğrudan ve diğer kişiler veya organlar tarafından bir
adli merci önündeki, kendilerini ilgilendiren davalardan bilgilendirilmelerini
ve bu davalara katılmalarına izin verilmesini teminen kullanılmasını
kolaylaştırmaktır.
3) Bu sözleşmenin amaçları açısından, bir adli
merci önündeki, çocukları ilgilendiren davalar, özellikle çocukların ikameti ve
çocuklarla şahsî ilişki kurulması gibi velayet sorumluluklarına ilişkin
davalardır.
4) Her devlet imza sırasında veya onay, kabul,
uygun bulma ve katılma belgesinin tevdii sırasında, Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri’ne muhatap bir beyanla, bir adli merci önünde bu Sözleşmenin
uygulanacağı en az üç çeşit aile uyuşmazlığını belirlemelidir.
5) Tarafların her biri, ek bir beyanla,
sözleşmenin uygulanacağı ilave aile uyuşmazlıklarının belirtebilir veya 5.
madde, 9. maddenin 2. paragrafı, 10. maddenin 2. paragrafı ve 11. madde ile
ilgili bilgi verebilir.
6) Bu sözleşme tarafların çocuk haklarının
geliştirilmesi ve kullanılmasında daha elverişli kurallar uygulamalarını
engellemez.
Madde 2
Tanımlamalar
Bu Sözleşmede,
a) "adli merci" ibaresinden bir mahkeme
ya da buna eşit yetkileri olan idari bir merci;
b) "velayet sorumluluğuna sahip olanlar"
ibaresinden ebeveynler ve velayet sorumluluklarının tümünü ya da bir kısmını
kullanmaya yetkili başka şahıslar veya kurumlar,
c) "temsilci" ibaresinden bir adli merci
önünde, bir çocuk adına hareket etmek için tayin edilmiş avukat gibi bir şahıs
ya da kurum,
d) "İlgili bilgiler" ibaresinden, bu
bilgilerin verilmesinin çocuğun esenliğine zarar getirmemesi kaydıyla, çocuğun
haklarını tümüyle kullanmasına olanak vermek amacıyla, çocuğa, yaşı ve idrak
gücü göz önünde tutularak verilecek uygun bilgiler anlaşılır.
Bölüm II
Çocukların Haklarının Kullanılmasını Geliştirmek
İçin Usule İlişkin Tedbirler
A. Çocuğun usule ilişkin hakları
Madde 3
Davalarda bilgilendirilme ve dava sırasında görüşünü
ifade etme hakkı
Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğa, bir
adli merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da
talep edebileceği aşağıda sayılan haklar verilir:
a) ilgili tüm bilgileri almak;
b) kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade
etmek;
c) görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından
ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek.
Madde 4
Özel bir temsilci atanmasını isteme hakkı
1) 9. madde saklı kalmak kaydıyla, iç hukuk bir
menfaat çatışması nedeniyle çocuğun ebeveynlerini çocuğu temsil etme
olanağından mahrum ederse, çocuğun şahsen veya diğer şahıs ve kurumlar
aracılığıyla, adli bir merci önündeki kendisini ilgilendiren davalarda
kendisini temsil edecek özel bir temsilci atanmasını isteme hakkı vardır.
2) Devletler 1. Paragraftaki hakkın, yalnız iç
hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuklara
uygulanmasını öngörmekte serbesttirler.
Madde 5
Usule ilişkin, mümkün olan diğer haklar
Taraflar, adli bir merci önünde çocukları
ilgilendiren davalarla ilgili olarak onlara usule ilişkin özellikle;
a) kendi görüşlerini ifade etmekte yardımcı olması
için kendi seçtikleri uygun bir kişiden yardım almayı isteme hakkı;
b) kendi kendilerine veya diğer şahıslar veya
kurumlar vasıtasıyla, ayrı bir temsilcinin, uygun olduğu takdirde bir avukatın
tayinini isteme hakkı,
c) kendi temsilcilerini tayin etme hakkı;
d) söz konusu davalarda tarafların sahip olduğu
hakların tümünü veya bir kısmını kullanma hakkı;
gibi ek haklar tanınması olanağını incelerler.
B. Adli Mercilerin rolü
Madde 6.
Karar süreci
Bir çocuğu ilgilendiren davalarda adli merci, bir
karar almadan önce:
a) Çocuğun yüksek çıkarına uygun karar almak için
yeterli bilgiye sahip olup olmadığını kontrol etmeli ve gerektiğinde özellikle
velayet sorumluluğunu elinde bulunduranlardan ek bilgi sağlamalıdır.
b) Çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak
gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda,
- çocuğun bütün gerekli bilgiyi edindiğinden emin
olmalıdır.
- çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği
takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk
için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa
danışmalıdır.
- çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade
etmelidir.
c) Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi
vermelidir.
Madde 7
Acil hareket etme mecburiyeti
Bir çocuğu ilgilendiren davalarda, adli merci
gereksiz gecikmeyi engellemek için çabuk hareket etmeli, kararlarının süratle
uygulanmasını garanti edecek düzenlemeler sağlanmış olmalıdır. Adli merci acil
durumlarda gerektiğinde derhal uygulanabilir kararlar alma yetkisine sahiptir.
Madde 8
Kendi inisiyatifiyle harekete geçme
Bir çocuğu ilgilendiren davalarda, çocuğun
esenliğinin ağır bir tehlike altında olduğunun iç hukuk tarafından belirlendiği
durumlarda, adli merciinin re'sen harekete geçme yetkisi vardır.
Madde 9
Bir temsilci atanması
1) Bir çocuğu ilgilendiren davalarda, iç hukuk
gereğince, çocukla olan çıkar çatışması sonucunda velayet sorumluluğuna sahip
kişiler çocuğu temsil etme yetkisinden men edildiklerinde, mahkemenin bu
davalarda çocuk için bir özel temsilci atama yetkisi vardır.
2) Taraflar, bir çocuğu ilgilendiren davalarda,
adlî merciinin çocuğu temsil etmek için başka bir temsilci, gerekli olduğu
takdirde bir avukat tayin etmek yetkisine sahip olduğunu sağlama olanağını göz
önünde bulundururlar.
C. Temsilcilerin rolü
Madde 10
1) Temsilci, bir adli merci önündeki çocuğu
ilgilendiren davalarda, çocuğun yüksek çıkarlarına ters düşmemek kaydıyla;
a) Çocuğa, yeterli idrak gücüne sahip olduğu iç
hukuk tarafından kabul edildiği takdirde, gerekli her bilgiyi vermeli;
b) Çocuğa, yeterli idrak gücüne sahip olduğu iç
hukuk tarafından kabul edildiği takdirde, görüşünün uygulanmasının olası
sonuçları ile temsilcinin her faaliyetinin olası sonuçları hakkında izahat
vermeli,
c) Çocuğun görüşünü belirleyerek adli merciinin
bilgisine sunmalıdır.
2) Taraflar, velayet sorumluluğuna sahip kişilerin
1. paragraf hükmü kapsamına alınması hususunu göz önünde bulundururlar.
D. Bazı hükümlerin genişletilmesi
Madde 11
Taraflar, diğer kurumlar önünde çocukları
ilgilendiren davalarla çocuklarla ilgili olup, dava konusuna girmeyen
sorunların 3. 4. ve 9. madde hükümlerinin kapsamına alınması hususunu göz
önünde bulundururlar.
E. Ulusal Kurumlar
Madde 12
1) Taraflar, diğerleri yanında özellikle 2.
paragrafta öngörülen işlevleri bulunan kurumlar aracılığıyla çocuk haklarının
geliştirilmesini ve kullanılmasını teşvik ederler.
2) Bu işlevler şunlardır:
a) çocuk haklarının kullanılmasına ilişkin kanun
hükümlerini güçlendirmek için
öneriler yapmak;
b) çocuk haklarının kullanılmasına ilişkin mevzuat
tasarıları hakkında görüşler vermek;
c) çocuk haklarının kullanımı ile ilgili genel
bilgileri medyaya, kamuya, kişilere veya çocuklara ilişkin sorunlarla ilgilenen
kurumlara sağlamak,
d) çocukların görüşünü araştırmak ve onlara
gerekli tüm bilgiyi sağlamak.
F. Diğer tedbirler
Madde 13
Arabuluculuk ve anlaşmazlıkların çözümünde diğer
konular
Anlaşmazlıkların önüne geçmek veya çözmek, adli
bir merci önünde çocukları ilgilendiren davaları önlemek için taraflar,
arabuluculuk ve anlaşmazlıkların çözümüne yönelik diğer tüm yöntemlerin
uygulanmasını ve taraflarca belirlenen uygun durumlarda bu yöntemlerin bir anlaşmaya
varmakta kullanılmasını teşvik ederler.
Madde 14
Adli yardım ve hukukî danışma
İç hukuk, adli bir merci önünde çocukları
ilgilendiren davalarda çocukların temsili için adli yardım ve hukukî danışmayı
öngördüğünde, bu hükümler 4. ve 9. maddelerin içerdiği sorunlara uygulanır.
Madde 15
Diğer uluslararası belgelerle ilişkiler
Bu sözleşme, taraflardan birinin taraf bulunduğu
ya da olacağı, çocukların ve ailelerin korunmasıyla ilgili özel konuları
inceleyen başka uluslararası belgelerin uygulanmasına engel oluşturmaz.
Bölüm III
Daimi Komite
Madde 16
Daimi Komitenin kurulması ve işlevleri
1) Bu sözleşmenin amaçları için bir Daimi Komite
kurulmuştur.
2) Daimi Komite bu sözleşmeye ilişkin sorunları
takip eder. Bu komite özellikle:
a) sözleşmenin uygulanması veya yorumu hakkında,
ilgili her sorunu inceleyebilir. Daimi Komite'nin Sözleşmenin uygulanmasıyla
ilgili sonuçları bir tavsiye kararı şeklinde olabilir; tavsiye kararları, oy
verenlerin dörtte üç çoğunluğuyla kabul edilir;
b) sözleşmeye değişiklik önerebilir ve 20. maddeye
uygun olarak önerilen değişiklikleri inceleyebilir;
c) 12. maddenin 2. paragrafında öngörülen
işlevleri ifa eden ulusal kurumlara tavsiye ve yardım sağlayabilir ve bunlar
arasındaki uluslararası işbirliğini geliştirebilir.
Madde 17
Oluşum
1) Her bir taraf Daimi Komite nezdinde bir ya da
birçok delege tarafından temsil edilebilir. Her bir tarafın tek oy hakkı
vardır.
2) Bu sözleşmeye taraf olmayan, 21. maddede atıfta
bulunulan her Devlet Daimi Komite'de bir gözlemci tarafından temsil edilebilir.
Aynı husus 22. madde hükümlerine uygun olarak sözleşmeye katılmaya davet
edildikten sonra, diğer Devlet ya da Avrupa Topluluğu'na da uygulanır.
3) Taraflardan biri, toplantıdan en az bir ay önce
Genel Sekreteri karşı görüşünden bilgilendirmediği takdirde, Daimi Komite;
Yukarıda 2. paragrafta öngörülmeyen her Devlet;
Birleşmiş Milletler'in Çocuk Hakları Komitesi;
Avrupa Topluluğu;
Uluslararası her hükümet kuruluşu;
12. maddenin 2. paragrafında öngörülen işlevlerden
birini veya birçoğunu yürüten hükümet dışı uluslararası her kuruluş;
12. maddenin 2. paragrafında öngörülen işlevlerden
birini veya birçoğunu yürüten her ulusal kuruluşu, hükümet kuruluşunu ve
hükümet dışı kuruluşu, gözlemci olarak bütün toplantılara veya bir toplantının
tümüne veya bir bölümüne katılmaya davet edebilir;
4) Daimi Komite çocuk haklarının uygulanmasıyla
iştigal eden uygun kuruluşlarla bilgi değişiminde bulunabilir.
Madde 18
Toplantılar
1) Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bu sözleşmenin
yürürlüğe girdiği tarihi izleyen üç yılın bitiminde, bu tarihi izleyen herhangi
bir zaman ve kendi inisiyatifiyle Daimi Komite'yi toplantıya davet edecektir.
2) Daimi Komite, tarafların en az yarısının hazır
bulunması şartıyla karar alabilir.
3) Daimi Komite'nin kararları 16. ve 20. maddeler
saklı kalmak kaydıyla hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alınır.
4) Daimi Komite bu sözleşmenin hükümleri saklı
kalmak kaydıyla, kendi iç yönetmeliğini ve Sözleşme çerçevesinde uygun bütün
görevleri ifa etmek için kuracağı her çalışma grubunun iç yönetmeliğini
hazırlar.
Madde 19
Daimi Komite Raporları
Daimi Komite, her toplantıdan sonra, taraflara ve
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne görüşmelere ve alınan kararlara ilişkin bir
rapor gönderir.
Bölüm IV
sözleşmeye Getirilecek Değişiklikler
Madde 20
1) Taraflardan biri veya Daimi Komite tarafından
bu sözleşmenin maddelerine önerilen her değişiklik, Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne bildirilir ve onun tarafından Daimi Komite'nin müteakip
toplantısından en az iki ay önce, Avrupa Konseyi üyesi Devletlere, her
imzacıya, her tarafa, 21. madde hükümlerine uygun olarak bu sözleşmeyi
imzalamaya davet edilen her Devlete veya 22. madde hükümlerine uygun olarak
sözleşmeye katılmaya davet edilen Avrupa Topluluğu'na iletilir.
2) Bir önceki paragrafın hükümlerine uygun olarak
önerilen her değişiklik Daimi Komite tarafından incelenir. Daimi Komite,
katılımcıların dörtte üç çoğunluğu ile kabul ettiği metni Bakanlar Kurulu
Komitesinin onayına sunar. Bu metin, onaydan sonra kabul edilmesi için
taraflara gönderilir.
3) Her değişiklik, tüm tarafların değişikliği
kabul ettiğini Genel Sekreter'e bildirdiği tarihten itibaren bir aylık sürenin
bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Bölüm V
Nihai Hükümler
Madde 21
İmza, onay ve yürürlüğe girme
1) Bu Sözleşme Avrupa Konseyi'ne üye Devletlerin
ve sözleşmenin oluşmasına iştirak eden Avrupa Konseyi'ne üye olmayan
Devletlerin imzasına açıktır.
2) Bu Sözleşme onaylama, kabul veya tasdike tâbi
olacaktır. Onay, kabul ve tasdik belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne
tevdi edilecektir.
3) Bu Sözleşme, bir önceki paragrafın hükümlerine
uygun olarak, aralarında en az iki Avrupa Konseyi üyesi Devletin bulunduğu üç
Devletin Sözleşme ile bağlı olduklarına dair rızalarını beyan ettikleri tarihi
izleyen üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
4) Bu Sözleşme ile bağlı olduğuna dair rızasını
sonradan beyan eden herhangi bir Devlet için, Sözleşme, onaylama, kabul ve
tasdik belgesinin tevdi tarihini takip eden üç aylık sürenin bitimini izleyen
ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 22
Üye Olmayan Devletler ve Avrupa Topluluğu
1) Bu sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren,
Avrupa Konseyi, Bakanlar Komitesi, Kendi inisiyatifi ile veya Daimi Komite'nin
teklifi ile taraflara danışıldıktan sonra, sözleşmenin oluşturulmasına
katılmamış her Devleti Avrupa Topluluğu'nu Avrupa Konseyi Statüsü'nün 20.
maddesinin, "d" fıkrasında öngörülen çoğunluğun kararıyla ve Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi'nde temsil edilme hakkına sahip taraf devletlerin temsilcilerinin
oybirliğiyle sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
2) Bu sözleşme, katılan her Devlet veya Avrupa Topluluğu için katılma
belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdi edilmesinden itibaren üç
aylık sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 2
Ülkesel Uygulama Alanı
1) Her Devlet imza sırasında veya onay, kabul,
tasdik veya katılma belgesini tevdi ederken bu sözleşmenin uygulanacağı ülke
toprak veya topraklarını belirleyebilir.
2) Taraflar daha sonraki bir tarihte Avrupa
Konseyi Genel Sekreteri'ne muhatap bir beyan ile bu sözleşmenin uygulanma
alanını, uluslararası ilişkilerinden sorumlu ya da adına taahhütte bulunmaya
yetkili olduğu, beyanda belirtilen herhangi başka bir ülke toprağına
genişletebilir. Sözleşme, ülke toprağı açısından, Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne beyanın yapılmasından itibaren üç aylık sürenin dolmasını izleyen
ayın ilk günü yürürlüğe girer.
3) Yukarıdaki iki paragraf uyarınca yapılan
herhangi bir beyan, bu beyanda konu edilen ülke toprağı ya da toprakları ile
ilgili olarak Genel Sekretere yapılacak bir bildirim ile geri alınabilir. Geri
alma, Genel Sekreter'in bildirimi almasından itibaren üç aylık sürenin
dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 24
Çekinceler
Bu sözleşmeye hiçbir çekince konulamaz.
Madde 25
Fesih
1) Akit tarafların her biri Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne yapacağı bir bildirim ile bu sözleşmeyi feshedebilir.
2) Fesih, Genel Sekreter'in bildirimi almasından
itibaren üç aylık sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 26
Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi
Devletlere, her imzacıya, her tarafa ve sözleşmeye katılmaya davet ettiği diğer
tüm Devletler ile Avrupa Topluluğu'na:
a) Her imzayı;
b) Her onaylama, kabul, tasdik veya katılım
belgesinin tevdi edilmesini;
c) Bu sözleşmenin 21. ve 22. maddelerine uygun
olarak her yürürlüğe giriş tarihini;
d) 20. maddeye uygun olarak kabul edilen her
değişikliği ve bu değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini;
e) 1. ve 23. madde hükümleri uyarınca yapılan her
beyanı;
f) 25. madde hükümleri uyarınca yapılan her feshi;
g) Bu sözleşmeyi ilgilendiren diğer herhangi
işlem, bildirim veya yazışmayı tebliğ edecektir.
Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında, usulüne uygun
olarak yetkili kılınan aşağıda imzaları bulunanlar bu sözleşmeyi
imzalamışlardır.
Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak olan işbu
Sözleşme, İngilizce ve Fransızca olarak ve her iki metin aynı derecede geçerli
olmak üzere, tek nüsha halinde, 25 Ocak 1996 tarihinde Strazburg'da yapılmıştır.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi'ne üye Devletlere ve bu
sözleşmenin hazırlanmasına katkıda bulunan üye olmayan Devletlere, Avrupa
Topluluğu'na ve bu sözleşmeye katılmaya davet edilmiş her Devlete, sözleşmenin
onaylanmış örneğini iletecektir.
Beyan Metni
"Türkiye Cumhuriyeti, sözleşmenin 1.
Maddesinin 4. Paragrafı uyarınca, sözleşmenin adli bir makam önünde aşağıdaki
kategori aile hukuku davalarında uygulanacağını beyan eder.
1. Boşanma davaları,
2. Ayrılık davaları,
3. Çocukların velayetine ilişkin davalar,
4. Ebeveynle çocuk arasında kişisel ilişki
kurulması,
5. Babalığın mahkeme kararı ile kurulmasına
ilişkin davalar"
II. Türkiye’de ve İngiltere’de Çocuk Hakları
İngiltere’de Çocuk Hakları
İngiltere on dört yıl önce tüm partilerin
desteğiyle Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni onayladı ve
uluslararası yasalar altında yükümlülük aldı. Böylece çocukların ekonomik,
sosyal, kültürel, sivil ve siyasi haklarını yürürlüğe koydu.
2005 ve 2006 Yılında İngiltere’de Çocuklar
Bu yıl İngiltere’de çocuklar yeni bir bakana sahip
oldular. Ancak hükümette hâlâ hiçbir kurum BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin
yürütülmesini koordine etme sorumluluğunu almamış durumda. Ayrıca İngiltere’de
sözleşmeyle ilgili olarak çocuklar ve ebeveynler hâlâ yeterince bilgi sahibi
değildirler.
2006 yılında İngiltere’de “Every Child Matters:
Change for Children” projesi yaşama geçirildi ve yaygınlaştı. Proje
İngiltere’deki çocukların hayatını bütüncül olarak ele alıyor ve tüm koşulları
çocuklar için olumlu yönde değiştirmeyi amaçlıyor.
Bu tür iyi gelişmeler devam ederken ne yazık ki
“Genç Suçlular Kurumu”nda kalan on altı yaşındaki Gareth Price, ayrı tutulduğu
hücresinde asılı olarak bulundu. Sekiz ay sonra da on yedi yaşındaki Sam
Elphnick Hindley’deki eğitimevinde aynı şekilde bulundu. Hükümet, Mart 2002’de
Stoke Health ıslahevinde ölen on altı yaşındaki Joseph Scholes ile ilgili
olarak soruşturma yapmayı reddetmeye ne yazık ki yine devam etti. 1990 yılından
beri cezai gözetimde olan çocuk ölümleri için bir yerel soruşturma açılmadı.
Yine bu dönemde özel olarak açılmış “iş amaçlı”
hapishanelerdeki çocuklar kendilerine 456 kez zarar vermeyi denediler ve
görevliler çocuklara karşı 768 kez kötü muamale uyguladı.
Çocukların özel yaşamını koruma hakkı göz ardı
edilerek, çocuk ünlüler olgusu bu yıl da İngiltere’de sık görülen durumlardan
biri. Ayrıca önerilen bir yasa değişikliğiyle çocukların özel yaşamını koruma
hakkının tamamen ortadan kaldırılması istendi. Çocukların özel yaşamını koruma
hakları 70 yıldır kısmen de olsa korunuyordu. Bu yasanın teklif edilmiş olması
çocuk hakları açısından olumsuz bir durumdur.
Otizm ya da Asperger gibi kimi sendromların
görüldüğü, davranış bozukluğuna sahip çocuklarla ilgili pek çok rapor
hazırlandı ancak bu çocuklara ilişkin doğru sayısal verilere ulaşmak ne yazık
ki mümkün olmadı. Hükümet bu çocukların durumuna ilişkin doğru bilgileri
açıklamadı.
Gençlik Adalet Yönetim Kurulu’nun raporuna göre
Ocak-Temmuz 2005 ayları arasında 328 çocuk gözetim altına alındı. 2004 Kasım
ayında BM Komitesi, İngiltere’yi en fazla hapishane oranına sahip olmakla
eleştirmişti. 2004 yılında neredeyse 10.000 çocuk hapis cezası aldı. Sözü
edilen bu rakam 10 okul doldurmaya yeterli bir sayı.
Bu yıl
engellilere yönelik ayrımcılık karşıtı yasa yürürlükten geçti. “Eşitlik ve
İnsan Hakları” için bir komite oluşturuldu ve bu yeni komitenin çocuklara
yönelik çalışmalar da yapacağı bildirildi. Ancak çıkarılan yeni bir yasa ile
İngiltere’de ebeveynler çocuklarına zarar vermedikleri sürece vurabilecekler.
Yasanın oylandığının ertesi günü The Times ve Sun gazeteleri okuyucularına
bebeklerini ve çocuklarını nasıl dövüp dövemeyecekleri konularında yasal
önerilerde bulundu. Bu durum çocukların korunması ilkesi açısından oldukça
sorunlu bir durum.
İngiltere’de bu yıl 70 çocuk -ki bunların 27
tanesi henüz bir yaşını bile doldurmamış bebek- birçoğu kendilerini tanıyan
kişiler tarafından öldürüldü. 2002 yılında BM Çocuk Hakları Komitesi tarafından
önerilen çocuk ölümlerinin ve tacizlerinin en aza indirilmesi konusunda
hazırlanacak strateji ise hâlâ bekleniyor.
Bu yıl da geçen yıl ki gibi “Liberty” (Özgürlük)
adlı insan hakları kuruluşu tarafından desteklenen on dört yaşındaki evsiz
çocuklar; polislerin, onları sokaktan olumsuz etkileyecek şekilde “sokaktan
çocuk toplama yöntemleri”ne karşı başarılı şekilde mücadele ettiler.
Geçen yıl İngiltere’de 9.880 çocuk okula devam
edemedi. Kalıcı olarak okulu bırakanlar arasında en fazla İrlandalı gezgin
çocuklar, Romanlar bulunuyor.
Sayılarla İngiltere’de Çocuk Hakları
Çocuk cinayetleri 70
Çocuk cinayetleri kapsamında bebek cinayetleri 27
Nisan 2004’ten beri cezai gözetimde olan çocuk
ölümleri 4
1990'dan beri cezai gözetimde olan çocuk ölümleri 29
Geçen yıl özel çocuk hapishanelerinde yaşanan
üzücü sınırlamalar 768
Hapishane gözetiminde ortalama haftalık eğitim
(15-17 yaş) 8
saat
Yaya ve bisikletli çocuk ölümü 106
Kızlar için tahmin edilen yaşam süresi 85.8
yıl
Erkekler için tahmin edilen yaşam süresi 72.3 yıl
Yoksul çocuklar 3.5 milyon
Okulu bırakma 9.880
İlkokul çağında okulu bırakma 1.270
Sosyal dışlanma yaşayan çocukların oranı % 63
Türkiye’de Çocuk Hakları
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda 20 Kasım
1989'da kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni Türkiye 1990 yılında imzaladı.
Sözleşme 27 Ocak 1995 tarihli Resmii Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Sözleşmenin kabulünden bu güne değin Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nin hayata geçmesine ilişkin pek çok ilerleme kaydedildi. Ancak
Türkiye’nin de bu alanda alması gereken epeyce yol var.
Türkiye’de Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları
Sözleşmesi (ÇHS) ile ilgili olarak TC yasalarının ve mevzuatının uyumu ne yazık
ki yetersiz. Özellikle de yargılama ile ilgili olarak Yeni Türk Ceza Kanunu,
çocukları rehabilite etmek yerine cezalandırmayı öngörüyor. Ayrıca Terörle
Mücadele Kanunu da yine çocukları suçlu gören ve onları cezalandırmayı öngören
bir yaklaşıma sahip.
Türkiye'de çocuk haklarıyla ilgili yoğun olarak
yaşanan problemlerden biri “sokakta çalışan ve yaşayan çocuklar". Zorunlu
göçün ve yoksulluğun etkisiyle sayıları gittikçe artan sokaktaki çocuklarla
ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir komisyon kurulması olumlu bir
gelişme olmakla birlikte ne yazık ki sorunu çözmede yeterli değil.
Türkiye’de çocuk hakları için koordinatör kuruluş
Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK). Koordinatör bir kuruluşun var
olması çocuklar için olumlu bir durum ancak ne yazık ki kuruma ilişkin pek çok
yetersizlikler bulunuyor. Uzman eksikliği, siyasi etkilere açık bir kurumsal
yapı ve kaynak yetersizliği kumrun başta gelen sorunları.
Uyuşturucu ve çocuk pornografisi son günlerde sık
sık gündeme gelen bir konu. Bugüne değin pek yüz üstüne çıkmayan bu sorun
dünyadakine paralel olarak Türkiye’de de ciddi boyutlara ulaşmak üzere. Bu
konuda yasal ve uygulama boyutundaki önlemler de ne yazık ki henüz alınmış
değil.
Çocuk Hakları Sözleşmesi Türkiye’de artık
biliniyor. Ancak çocuğa üretilen tüm hizmetlerde çocuk hakları bir standart
olarak kabul edilmiş değil.
Türkiye Sözleşmenin 17., 29. ve 30. maddelerine
çekince koyarak imzalamıştı. Sözleşmenin
kitle iletişim araçlarının çocukların gelişimi için kullanılmasını öngören 17.
maddesinin (d) bendi, üye devletlerin "kitle iletişim araçlarını azınlık
grubu ya da bir yerli topluluğa üye çocukların dil gereksinimlerine özel önem
göstermeleri konusunda" teşvik edeceklerini söylüyor.
Eğitimle ilgili 29. maddenin (c) bendinde ise; taraf devletlerin eğitimin,
"çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun
yaşadığı ya da geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden
farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi"ne yönelik olduğunu kabul
ettiği belirtiliyor. 30.maddede ise "Soya, dine ya da dile dayalı
azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu devletlerde, böyle bir azınlığa
üye olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer
üyeleriyle birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve
uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz" deniliyor.
Bu maddelerdeki çekinceler nedeniyle Türkiye’de
azınlık olarak tanımlanan gruplara üye çocuklar olumsuz etkilenmeye devam
ediyor. Türkiye’de kızların okula gitmesi için yapılan çalışmaların olumlu
etkisi görülmeye başlandı ve son yıl okula başlayan kız çocuk sayısında bir
artış gözlendi.
Türkiye’de genel bütçeden, çocuklara yeteri kadar
pay ayrılmıyor olması bir başka sorun. Hakları ihlal edilen çocukların şikayetlerini
dinleyecek bağımsız bir mekanizmanın bulunmaması da yine çocuk hakları
açısından önemli bir başka sorun.
Türkiye’de sözleşmeyi ilgilendiren bütün alanlarda
izlemenin yapılacağı sistemli bir veri tabanı da ne yazık ki bulunmuyor.
Türkiye’de ayrımcılık yapmama ilkesi ne yazık ki
tüm çocuklara tam olarak uygulanmıyor. Özellikle Kürt ve Roman çocuklar,
engelli çocuklar, evlilik dışı doğan çocuklar, kızlar, mülteciler ve mülteci
statüsü kazanmak isteyen çocuklar, ülke içinde iç göçe tabi tutulan çocuklar ve
güney doğu bölgesinde yaşayan çocuklar ile özellikle yeterli sağlık ve eğitim
olanaklarına erişememektedirler.
Türkiye’de yaşan bir önemli sorun da çocukların
yaşama hakkını ihlal eden “namus (töre) cinayeti” uygulaması. Bu tür
cinayetlerde mağdur da suçlu da genellikle çocuk.
Ülkedeki genel politika ve uygulamalar çocuğun
ifade özgürlüğünü destekleyici değil. Özellikle uygulamada ve yasa
düzenlemelerinde çocukların görüşlerinin genellikle dinlenmiyor. Çocukların
dernek kurma hakkı uygulanmaya başlasa da henüz yaygınlaşmamış durumda.
Türkiye’de yaşanan bir önemli sorun da beş yaş
altı çocuklarının yaklaşık yüzde yirmi beşinin (%25) nüfusa kaydedilmemiş
olması. Bunun nedeni anne babaların nüfusa kaydın öneminin farkında olmamaları
ve/ya da özellikle kırsal kesimde kayıt merkezlerine ulaşımın zor olması.
Çocuklara yönelik işkence ya da diğer zalimce,
insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamelelerde azalma görülse bile ne yazık ki
devam etmektedir. Türkiye’de aile ortamından yoksun kalan ve kurumlarda yaşayan
çocuk sayısının fazlalığı da yine çocuk hakları açısından önemli sorun.
Türkiye’de evde fiziksel ceza uygulaması kültürel
ve hukuki açıdan kabul edilebilir bir durum. Bu nedenle de okulda ve evde
şiddet konusuyla ilgili uygulamalar ne yazık ki devam ediyor.
Kurumlara yerleştirilen özürlü çocuk sayısının
yüksekliği ve bu çocuklara ayrılan kaynak kıtlığı ve uzman eleman eksikliği de
yine çocuk hakları açısından önemli bir başka sorun.
Çocuğa yönelik sağlık hizmetleri açısından coğrafi
bölgeler ile sosyo-ekonomik sınıflar bakımından da büyük farklılıklar
bulunuyor.
Bebek, çocuk ve anne ölüm oranlarının yanı sıra
yetersiz beslenme oranları özellikle güney doğu bölgesinin kırsal kesimlerinde
ve batı bölgesindeki kentlerin yoksul kesimlerinde ne yazık ki de çok yüksek.
Türkiye’de 15 yılın ardından olumlu gelişmelerin
yanı sıra çocuklar için, çocuk hakları için devletin ve tüm kurumların çocuk
haklarını gündemlerine almaları, çocuk sorunlarını öncelikli bir sorun olarak
görmeleri gerekmektedir.
III. İngiltere’deki Çocuk Konusunda Çalışan
Hükümet Dışı Örgütler
4Children / www.4children.org.uk
A National Voice /www.anationalvoice.org
Action for Prisoners' Families / www.prisonersfamilies.org.uk
Action for Sick Children / www.actionforsickchildren.org
Action on Rights for Children in Education /www.arch-ed.org
Adolescent Children's Trust/ www.tact-fostercare.org.uk
Alliance For Inclusive Education/ www.allfie.org.uk
Article 12 / www.article12.org
Ashiana
Project/ www.ashiana.org.uk
Association of Lawyers for Children/ www.alc.org.uk
ATD Fourth World/ www.atd-uk.org
Brighton and Hove Council, Children's Rights &
Coalition 4 Youth/ www.brighton-hove.gov.uk
Centre for Studies in Inclusive Education/ www.
inclusion.uwe.ac.uk
Child Accident Prevention Trust/ www.capt.org.uk
Child Povery Action Group/ www.cpag.org.uk
Childline/ www.childline.org.uk
Children & Neighbourhoods in London/ www.the-childrens-society.org.uk
Children North East/ www.children-ne.org
Children's Legal Centre/ www.childrenslegalcentre.com
Children's Links/ www.childrenslinks.org.uk
Children's Play Council/ www.ncb.org.uk/cpc
Children's Rights Officers & Advocates/ www.croa.org.uk
Citizenship Foundation/ www.citizenshipfoundation.org.uk
Council for Disabled Children/ www.ncb.org.uk
Everychild/ www.everychild.org.uk
Family Rights Group/ www.frg.org.uk
MENCAP/ www.mencap.org.uk
Milton Keynes Children & Young People's Rights
Service/ www.mkweb.co.uk
Parenting Education & Support Forum/ www.parenting-forum.org.uk
Parents for Inclusion/ www.parentsforinclusion.org
Refugee Council/ www.refugeecouncil.org.uk
UNICEF UK/ www.unicef.uk
IV. Türkiye’de Çocuk Konusunda Çalışan Hükümet
Dışı Örgütler
Ankara
Üniversitesi DTCF Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Gönüllüleri Topluluğu/ Tel: 0
532-2706016 / 3
Çocuk
Gelişimciler Derneği/ Tel: 0-312-305 15 90
Çocuk
Hakları İçin Yurttaş Hareketi/ www.0-18.org
Çocuk
İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği/ Tel: 0-312-419 36 07
Çocuğu
İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon Derneği/ Tel: 0-216-348 05 24
Çocuk
Vakfı/ www.cocukvakfi.org
Fişek
Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı/ www.fisek.org
Gündem
Çocuk: Çocuk Haklarını Tanıtma, Yaygınlaştırma, Uygulama ve Uygulamaları İzleme
Derneği/ www.gundemcocuk.org
Lösemili
Çocuklar Vakfı LÖSEV/ www.losev.org
Otistik
Çocukları Koruma Derneği/ Tel: 0-216-338 82 90
Özgürlüğünden
Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği ÖZGEDER/ www.ozgeder.org
Sokak
Çocuklarını Koruma Derneği SOKAKDER/ Tel: 0-312-362 58 28
Sokak
Çocukları Rehabilitasyon Derneği/ Tel: 0-216-347 66 57
SP'li
Çocuklar Derneği/ www.spdernegi.com
Türkiye Çocuk Hakları Koalisyonu/ www.cocukhaklarikoalisyonu.org
Türkiye
Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı / www.tcyov.org
Türkiye
Spastik Çocuklar Vakfı/ Tel: 0-216-326 68 49
Tüvana
Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı TOÇEV/ Tel: 0-212-282 89 16
Umut
Çocukları Derneği/ www.umutcocuklari.org.tr
Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi/ www.amnesty.org.tr
Uluslararası
Çocuk Merkezi/ www.icc.org